Dili tutulmuş bir vaziyette kristallerin önünde durdu. Ela'ya ne demesi, ne yapması gerektiği anlatılmamıştı. "O zaman..." diye düşündü Ela. "Kafama göre takılma hakkım da var."
"Ihm, teşekkür ederim." dedi. Kristallere doğru bakmaya çalışıyor, ama yoğun ışık kütlesi işini zorlaştırıyordu. "Buraya keyif için gelmediğini biliyoruz Ela. İsteğin nedir?"
Ela, sıkıntıyla kafasını kaşıdı. Konuya zonk diye giriş yapacaklarını düşünmemişti. En azından kahve ısmarlayabilirlerdi.
"Evet, Akademi saldırıya uğradı. Yardımınıza ihtiyacımız var!"
Kristallerin ışığı hafifçe zayıfladı. Ama eski haline döndü. "Bunu normalde yapmayız, ama bizimde senin yardımına ihtiyacımız var. Akademiyi korumamız karşılığında birşey isteyeceğiz senden."
"Söyleyin yeter." dedi Ela olayın heyecanıyla. Kalbi güm güm atıyordu. 10 Büyükler'in bu kadar kolay yola geleceğini açıkçası düşünmemişti.
"Senden bir nevi casusluk isteyeceğiz. Sihirle korunan bir yer var. Burada akademiden kovulmuş bir komutanın olması gerek. Senin oraya gidip iki gün boyunca adamı gözetlemeni istiyoruz. Hiçbir şey yapma, özellikle hayatını riske edecek türden şeylerden. Sadece yaptıklarını not al ve geri gel."
"Peki siz neden gitmiyorsunuz?"
"Dedik ya, bölge sihirle korunuyor ve bizde geçemiyoruz. Alınma ama sendeki büyü gücü yok denecek kadar az olduğu için sen girebilirsin."
"Peki. Ben iki gün boyunca onları gözetlerken, sizde akademiyi mi koruyacaksınız?"
"Evet. Aynen öyle."
Ela, beynindeki titreşimleri hissedince endişeyle kristallere döndü. "Beni geri yollamalısınız! Gündoğumuna 10 dakika kaldı!"
"Üzgünüm Ela. Ama geçmen gereken son bir sınav var."
"Ama o zaman size yardımcı olamam!"
"Önce deyip değmeyeceğini kanıtlamalısın. Bu bir adet."
Kristallerin ışıkları tamamıyla söndü ve Ela karanlıkta kaldı. Boyun eğmenin verdiği utançla sordu. "Sınav ne peki?"
"Biz sana bir bilmece vereceğiz. Bu bilmece haritan olacak. Uyandığında bunu çözmen gerekecek. Sonucu bulduğunda nereye gidip kimi araman gerektiğini öğreneceksin. Bu tamamen zekana kalmış bir olay."
Ela yutkundu. "Bilmeceyi söyleyin."
"Karın örtünemediği kadar sıcak,
Güneş'in ulaşamadığı kadar da soğuk.
Denizlerin şöhretli benekleri,
Kireçten bir ev
Ve isyankar bir komutan."
Ela için son cümleler karanlığa karıştı. Zemin ayaklarının altında kaydı.
***
Yıllardır hasret kalmışçasına, eski bir dostmuşçasına soludu havayı uyanır uyanmaz Ela. Hemen dikleşti uyanınca. Ciğerlerini alabildiğince havayla doldurdu. Sonra onu titrek nefesler halinde havaya geri üfledi.
Başında bir tek Nehir vardı. O da koltuğa sızmış uyuyordu. Ela başını ovdu. Yataktan çıkmaya çalışırken ayağı kablolara takıldı ve kendini yerde buldu. Özellikle burnu acıyla zonkladı. Burnunu ovarken meraklı bir Nehir uyanmıştı. Başında "Ne yapıyorsun?" dercesine dikilmişti. Yan odalardan çığlıklar geliyordu.
"Panzehir bu eminim!"
"Hayır gerizekalı, panzehir toz pembe rengindeydi!"
"Hayır yeşil renkliydi ve eminim ki panzehir şu an elimde olan!"
"Yetti ulan, panzehir maviydi."
Ve daha birçoğu... Anlaşılan panzehiri kaybetmişlerdi.
"Ela, iyi misin?" diye sordu yanına gelen Nehir.
"İyiyim."
"Ne gördün?" diye sordu Nehir.
"On büyük kristal gördüm. Mavi. Ve iki sınava girdim. Birincisi bitti, şu an ikincisindeyim."
"Ne sınavı? Ela neler oluyor? Neden tenin bu kadar solgun?"
Ela gözlerini yumdu. "Sınav bir bilmece. Ama sorun şu ki; Ben bilmecelerden oldum olası nefret etmişimdir. Çözemiyorum bilmeceleri."
"Ben bilmece çözmede çok iyiyimdir. Derecem vardır yaşadığım yerde."
Ela gözlerini açınca karşısında sırıtan bir Nehir buldu. "Nereye gidiyorsan şampiyon, emin ol bende geliyorum"
"Ihm, teşekkür ederim." dedi. Kristallere doğru bakmaya çalışıyor, ama yoğun ışık kütlesi işini zorlaştırıyordu. "Buraya keyif için gelmediğini biliyoruz Ela. İsteğin nedir?"
Ela, sıkıntıyla kafasını kaşıdı. Konuya zonk diye giriş yapacaklarını düşünmemişti. En azından kahve ısmarlayabilirlerdi.
"Evet, Akademi saldırıya uğradı. Yardımınıza ihtiyacımız var!"
Kristallerin ışığı hafifçe zayıfladı. Ama eski haline döndü. "Bunu normalde yapmayız, ama bizimde senin yardımına ihtiyacımız var. Akademiyi korumamız karşılığında birşey isteyeceğiz senden."
"Söyleyin yeter." dedi Ela olayın heyecanıyla. Kalbi güm güm atıyordu. 10 Büyükler'in bu kadar kolay yola geleceğini açıkçası düşünmemişti.
"Senden bir nevi casusluk isteyeceğiz. Sihirle korunan bir yer var. Burada akademiden kovulmuş bir komutanın olması gerek. Senin oraya gidip iki gün boyunca adamı gözetlemeni istiyoruz. Hiçbir şey yapma, özellikle hayatını riske edecek türden şeylerden. Sadece yaptıklarını not al ve geri gel."
"Peki siz neden gitmiyorsunuz?"
"Dedik ya, bölge sihirle korunuyor ve bizde geçemiyoruz. Alınma ama sendeki büyü gücü yok denecek kadar az olduğu için sen girebilirsin."
"Peki. Ben iki gün boyunca onları gözetlerken, sizde akademiyi mi koruyacaksınız?"
"Evet. Aynen öyle."
Ela, beynindeki titreşimleri hissedince endişeyle kristallere döndü. "Beni geri yollamalısınız! Gündoğumuna 10 dakika kaldı!"
"Üzgünüm Ela. Ama geçmen gereken son bir sınav var."
"Ama o zaman size yardımcı olamam!"
"Önce deyip değmeyeceğini kanıtlamalısın. Bu bir adet."
Kristallerin ışıkları tamamıyla söndü ve Ela karanlıkta kaldı. Boyun eğmenin verdiği utançla sordu. "Sınav ne peki?"
"Biz sana bir bilmece vereceğiz. Bu bilmece haritan olacak. Uyandığında bunu çözmen gerekecek. Sonucu bulduğunda nereye gidip kimi araman gerektiğini öğreneceksin. Bu tamamen zekana kalmış bir olay."
Ela yutkundu. "Bilmeceyi söyleyin."
"Karın örtünemediği kadar sıcak,
Güneş'in ulaşamadığı kadar da soğuk.
Denizlerin şöhretli benekleri,
Kireçten bir ev
Ve isyankar bir komutan."
Ela için son cümleler karanlığa karıştı. Zemin ayaklarının altında kaydı.
***
Yıllardır hasret kalmışçasına, eski bir dostmuşçasına soludu havayı uyanır uyanmaz Ela. Hemen dikleşti uyanınca. Ciğerlerini alabildiğince havayla doldurdu. Sonra onu titrek nefesler halinde havaya geri üfledi.
Başında bir tek Nehir vardı. O da koltuğa sızmış uyuyordu. Ela başını ovdu. Yataktan çıkmaya çalışırken ayağı kablolara takıldı ve kendini yerde buldu. Özellikle burnu acıyla zonkladı. Burnunu ovarken meraklı bir Nehir uyanmıştı. Başında "Ne yapıyorsun?" dercesine dikilmişti. Yan odalardan çığlıklar geliyordu.
"Panzehir bu eminim!"
"Hayır gerizekalı, panzehir toz pembe rengindeydi!"
"Hayır yeşil renkliydi ve eminim ki panzehir şu an elimde olan!"
"Yetti ulan, panzehir maviydi."
Ve daha birçoğu... Anlaşılan panzehiri kaybetmişlerdi.
"Ela, iyi misin?" diye sordu yanına gelen Nehir.
"İyiyim."
"Ne gördün?" diye sordu Nehir.
"On büyük kristal gördüm. Mavi. Ve iki sınava girdim. Birincisi bitti, şu an ikincisindeyim."
"Ne sınavı? Ela neler oluyor? Neden tenin bu kadar solgun?"
Ela gözlerini yumdu. "Sınav bir bilmece. Ama sorun şu ki; Ben bilmecelerden oldum olası nefret etmişimdir. Çözemiyorum bilmeceleri."
"Ben bilmece çözmede çok iyiyimdir. Derecem vardır yaşadığım yerde."
Ela gözlerini açınca karşısında sırıtan bir Nehir buldu. "Nereye gidiyorsan şampiyon, emin ol bende geliyorum"

