"Bora!" diye seslendim karanlığın içine doğru.
Ayağımın
altında kırılan dallar sessizliği bozuyordu. Soğuk rüzgar tenimi
yalayıp geçince deri ceketime iyice sarıldım. Belki de bu soğuğa bu
ceketle gelmek ve kazak giymemek hataydı.
Yaprakların hışırtısıyla
ormanın derinlerine ilerlemeye devam ettim. "Bora!" Öncekine göre daha
kalın bir sesle seslendim. Ama hala tık yoktu.
Kalp atışlarım
ufaktan hızlanmaya başladı. Gerçekten korkuyordum, çok korkuyordum.
Bora'yı iyi tanırdım. Asla sözlerine uymamazlık etmezdi.
'O zaman bu sessizlik ne? Bora ona seslendiğimde niye geri yanıt vermiyor?' diye düşündüm.
Kulağımın
dibinden bir uğulduma geçince dona kaldım. Bu yürek parçalıyıcı, soğuk
ve ürkünç bir çığlıktı. Kanımın çekildiğini hissettim. Bacaklarım artık
beni taşıyamayacak kadar zayıf ve güçsüzdü.
Gözlerimi bir salise
olsun kırpmaya korkuyordum. Ama bu yüzden gözüm acımaya başlamıştı. Hani
bir an olurda, kontrolümü kaybederim diye sağ elimle ağzımı kapattım.
Kalp atışlarım giderek şiddetleniyordu. Çığlık yok olmuş, orman eski sessizliğine bürünmüştü.
Yine de içimde bir korku var, doğruluk payı yüksek olan ve gerçek olmasından ölesiye korktuğum.
Bu
sesi nerede duysam tanırdım. Şakacı sesinden, ciddi olmaya
çalışmalarında sesinde oluşan çatlaklığa kadar her bir tonunu
ezberlemiştim sesini.
Bebekliğimden beri yanımda olan, herşeyiyle
ezberlediğim çocuğa aitti bu çığlık. Adını söylemeye, daha da çok gerçek
olmasından korkuyorum.
Bora...
Etrafımda ufak bir attım. Bacaklarım birbirine dolandığı gibi geri çözüldü. Gecenin karanlığında sertçe yuktundum.
Gözümden
düşen bir damla yaş, bu soğukta donan yanağımı ısıtarak yere düştü.
Sessizliğin içerisinde gözyaşımın yerdeki yapraklardan birine düşüşünü
duydum.
Çığlık aklımdan bir türlü gitmiyordu. Kulak tırmalıyıcı,
acı dolu çığlık, Bora'ya ait çığlık zihnimde sürekli yankılanıyordu. Ona
birşey olursa ben mahvolurdum...
Gözlerimi sıkıca yumdum. Yapamıyorum çığlık ilk duyduğumdaki gibi hala çok korkutuyor-Belki giderek daha çok korkutuyor.-
Zihnim
kaçış planı ararken bir şeyi fark ettim. Ormandaki üç açıklık alanların
birindeydim. Açık hedeftim, çok kolay av olurdum...
İçimde bir şeyler, bu anı fark edilişin ardından bana komutlar yağdırmaya başladı. Ayaklarım benden izinsiz
Gözlerimi
kapadığım hızda açtım ve etrafıma bakındım. Ağaçların arkasına
saklanamazdım. Ağaçlar cidden inceydi ve hemen belli olurdum.
Gözlerim
devrilmiş ağacı bulunca oraya doğru koşmaya başladım. Yere basınca
çıkan sesi umursamadım. Yakalanırsam yakalanayım. yavaş gitsem de yine
de ses çıkardı ve bu sefer daha kolay av olurdum. Belki, bir umut
kaçabilirim.
Son hız koşmaya devam ettim. Koşmaktan bacaklarım
ağrımaya başlamıştı.-Ya da korkudan güçsüz düşmüştü. Fark etmez. Yine de
beni taşıyamıyordu.-
Kolumda başlayan sıcaklıkla çığlık attım. Canım yanıyordu.
Bacaklarım
birbirine dolandı ve yere düştüm. Gereğinden fazla hareketli olduğum
için yuvarlanmaya başlamıştım. Ağaç dallarının dikenleri vücuduma
batıyordu. Ve bu canımı çok yakıyordu.
Gözlerim dolu dolu
olduğunda çığlık atmamak için dudağımı dişledim. Dallar vücuduma daha
sert basmaya başlayınca dişimi daha sert dudağıma geçirdim. Ve ağzıma
kan tadının gelmesine sebep oldu.
Yuvarlanışım durduğunda gözlerim
hala sıkıca kapalıydı. Hızlı nefes alıpverişlerim havaya karışıyordu.
Ağzımdaki kan tadı giderek yoğunlaşıyordu ve kolum hala çok acıyordu.
Ama gözümü açıp bakmaya cesaret edemiyordum.
Sağ elimle sol
kolumun acıyan yerini kapattım. Çok acıyordu. Elimi kaplayan yapışkan
sıvıyı hissedince donakaldım. Kanıyor olamaz değil mi?
Elimle
kolumu daha sıkı sardım. Canım daha çok yanıyordu. Keskin bir acı,
kolumun belli bir noktasından başlayarak vücudum her yerine yayılıyordu.
Buradan
çıkmam lazım. Gözlerimi açmaya çalışınca bir acı dalgası tüm vücudumda
yayıldı. Ağzımdan istemsiz olarak ufak bir inleme kaçtı. Canım çok
acıyordu...
Dirseklerimden destek alarak doğruldum. Nefes
alıpverişim koca ormanda duyulan tek sesti.Sırtımı arkama yasladım.
Nefesimi dizginlemeye çalıştım. Çok hızlıydı.
Gözlerimi acıyı umursamadan tekrar açtım. Gözlerimi açınca hiçbir şey göremedim. Görüşüm çok bulanıktı.
Gözlerimi bir kez kapatıp açtım. Bulanıklık yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştı.
Buradan çıkmam lazım. Ayağa kalktım. Üstüm başım toz toprak içinde kalmıştı. Ama hem onu hem canımın acısını umursamadım.
Korkuyla etrafıma bakındım. Kimse yoktu. Topallayarak ilerlemeye başladım.
Yürürken önüme bakmıyordum. Gerçekten kanayan koluma bakıyordum. Daire şeklinde derin yaranın etrafından kan akıyordu.
Kan
damlaları kolumdan süzülüp toprağa düşüyor ve elimi
kirletiyordu.Açıklığa yaklaştığımda dizlerimin bağı çözüldü ve kendimi
yerde buldum. Nefeslerim tekrar düzensizleşmişti ve yaram daha çok
acıyordu.
"Bora?" diye kesik bir şekilde seslendim açıklığa.
Birbirini kovalayan uzun saniyeler boyunca hiç ses gelmedi. Kaskatı
kesilirken Bora'yı aramayı aklımdan geçirdim.
Telefonu, kanla
kaplanmış pantolonumdan çıkardım ve numarasını tuşladım. One
Direction-Story Of My Life çalmaya başlayınca sırıttım.
Numarasını
değiştirmemişti. Onun telefonunda zil sesimi bu yapmak için saatlerimi
harcamıştım. Sonunda dayanamamış ve kabul etmişti.
Sese doğru yavaşça ilerlemeye başladım. Yaklaştıkça müziğin ritmi kulağımda patlamalara sebep oluyordu.
Telefon
güçsüzlüğümden dolayı elimden kayıp toprağa düştü. Kalbim sıkışmaya
başlamıştı ve ben çığlık çığlığa bağırmak istiyordum. Canım çok
acıyordu... Sanki birisi kalbime derinden derinden iğne batırıyormuş
gibi hissediyordum.
Melodi ortadan kaybolunca kendimi yere attım. Kalbim, gümbürdeyerek atıyordu.
"Bora."
diye inledim tekrar karanlığa doğru. Ben en iyi arkadaşımın yanında
olmak istiyordum. Onun güven verici sesine ihtiyacım vardı...
Karanlıktan
boğuk bir hırlama duyunca donakaldım. B-bu ses Bora'nındı! Emindim!
Onun sesinin her bir tonunu ezberlemiştim. Bu o olmalıydı...
Bileklerimden destek alarak ayağa kalktım. Yerde yatan karaltıyı seçebiliyordum. "Bora!" diye bağırdım.
Kanayan kolumu umursamadan ona doğru koşmaya başladım. Adımı sayıkladığını daha iyi duyabiliyordum.
"Eylem... Git buradan..."
"G-gitmiyorum! Ben buradayım. Bora, gözlerini kapatma!" Yanına vardığımda elimle yüzünü avuçladım.
"Bora, benimle kal! Bora gözlerini kapatma. Benim için... Korkuyorum. Burası çok karanlık..."
Kahverengi gözleri kolumu bulunca kaşlarını çattı.
"Vurulmuşsun."
Sözlerinden
sonra bakışlarımı yere diktim. Bu karnını görmemi sağlamıştı. Karnında
kocaman bir yara vardı. Tüm gövdesini kaplıyordu hemen hemen.
"B-Bora, s-senin ki daha kötü. Gidelim buradan lütfen..."
Başını iki yana salladı. Yüzünde şefkatli bir ifade oluşmuştu.
"Yolda ölürüm muhtemelen. Hayır, Eylem. Ölmeyeceğimi söyleme. Hissediyorum. Ama sana birşey vermeliyim."
Şaşkınca yüzüne bakmaya devam ettim. "Bu konuda sana güveniyorum. Bir tek sana güveniyorum. Lütfen, pes etme."
"N-ne? ne d-diyorsun? Saçmalama Bora!"
Elini yaraya koyunca çığlık attım. Yaşlar gözlerimde, hıçkırıklar boğazımda birikmişti.
Gözlerimi kapattım. Bora'nın şekatle sözlerini dinleyişini dinledim.
"Yo
Bora Akalay, Rojo Capítulo Unión 1. Comandante. Excusa mortalidad con
mis poderes junto a acción contra las minas de Diamonds'm entrega.
Alimente mi todo. Juro por Dios, mis poderes de él para conseguir un
movimiento que no seré, y yo confío en él."
Kaşlarımı çatarak
bakışlarımı ona diktim. Dediklerinin İspanyolca olduğu söyleyişinden
belliydi. Ve benim İspanyolca'yla öyle böyle bir bağım vardı.
Dediklerinden sadece Ölüm'ü seçebilmiştim.
Nefesim hızlanmaya
başlayınca saçlarımın omzumun iki yanına dağıldığını fark ettim. İçimden
gelen bir güç acımı hafifletmişti. Kanayan koluma baktığımda yavaş
yavaş yok olduğunu fark ettim. İyileşiyordum. Ama nasıl?
Bora'ya dönünce öksürmeye başladı. Nefes alamıyordu. "Bora! Aman Allah'ım! İyi misin? Lütfen gitme! Sana ihtiyacım var daha!"
"Sana güveniyorum. Ama bana ihtiyacın yok."
Gözlerimi
ağlamamak için kırpıştırırken elimi yumuşak saçlarında gezdirdim. Ve
sonunda hıçkırdım.Bora tekrar kaşlarını çattığını görür gibi oldum. Ama
bunu yapamayacak kadar güçsüzdü. Son bir öksürüğün ardından konuştu.
Sesindeki cılızlık kalbimi burktu.
"Benimkisi kırmızı sen neden mavisin?"
Bora tekrar öksürüp başını geriye attı. Donakalmıştım.
"Bora!"