18 Ocak 2014 Cumartesi

Savaşçılar Akademisi / Bölüm 6 - Siss'in Kontrolünde


Ela toplantı bitene kadar kendini çok zor yerinde tuttu. Aslında tutmak için çok zorlandı. Duyduklarından sonra odayı, hışımla terk etmek ve eve gidip annesinin kucağında ağlamak istiyordu. Bu bir kaç gün içinde yaşadıkları ona çok fazla gelmişti. 
Şiddetçi babasını, gıcık ağabeyini ve onu her daim korumak için kendini feda etmiş annesini çok özlemişti.. Onlarını yeniden görmek için canını bile verirdi. 
Bunları düşünürken Akademi Denizi'ne geldi. İnce, sıcak ve sayılmak için mikroskoba ihtiyaç duyulan kumların üzerine oturdu.
Ufuk çizgisine baktı ve gözlerinin kapandığını hissetti.
Çok yorulduğunu sanıyordu, ama gözlerinin kapanmasının nedeni yorgunluk morgunluk değildi.

*************************************************
Bir kaç asır boyunca uyumuş gibi hissetti. Uykusunun azaldığını hissettiğinde gözlerini açtı.
Akşam olmuştu, ama daha uzun zaman geçmiş gibi hissediyordu. 
Etrafına bakındı. İyi ama kulübeler neredeydi? Neden akşam ateşini yakmamışlardı?
Biraz şaşkın bir biçimde merkeze doğru yürümeye başladı. Her şeyin üstünden duman çıkıyordu. Akademi kimsesiz kalmış gibiydi. Hamaklarını astıkları yeri örümcek ağları kaplamıştı. Kulübelerin olması gereken yerde siyah büyük çukurlar vardı. 
"Kimse yok mu?" diye bağırdı, ama ses çıkmadı. Biraz daha gidince merkez binasına geldi. Daha doğrusu merkez binasının olması gereken yere.
Hayret bir şey, binada yerinde yoktu!
Ela, izleri incelemeyi denedi. Sanki patlama olmuşta bina yok olmuş gibiydi. Aniden ağzında bir el hissetti, ve görüşü bulanıklaşmaya başladı.

****************************************************
Yeniden net görebildiğinde mağara gibi bir yerde bulunduğunu fark etti. Elleri yukarıdan zincire vurulmuştu.Dahası havadaydı, ayakları yere değmiyordu.
Aniden bir ses duyuldu "Demek sonunda uyandın uykucu."
Ela sesin geldiği yöne bakmayı denedi. Ama bu şeytanımsı kızıl ışıktan dolayı pek mümkün değildi.
Sonunda bakabildiğinde kızıl rengindeki bir taht üzerinde ona sırıtan Siss'i fark etti.

16 Ocak 2014 Perşembe

Savaşçılar Akademisi - Bölüm 5 / Kaçış


Kelepçeler işin en can sıkıcı kısmıydı. Zaten hücredeydiler, daha nereye kaçabilirlerdi ki?? 
5 tutsak kaçan arkadaşlarının Hakan'a gördüklerini anlattıklarını umuyorlardı. Yoksa bitmişlerdi. Çünkü o gece İdam edileceklerdi! 
Habire de bir kelepçelerle zincirleri zorladılar, duvara tosladılar ve çığlıklar attılar. Tamam büyücülerdi ama bulundukları hücredeki katman büyüleri etkisiz hale getiriyordu. Uyumak da yok! 

**************************************************************************
Gece vakti bir muhafız onları almaya geldi. Arkadan onları tahtayla dürtüyordu. İşin tuhaf kısmı Muhafız onları idam odasının ters yönüne götürüyordu. 
Kısa bir süre sonra limana vardılar. Limana vardıklarında muhafız bağırdı:
-Somnum!
İyi de bu büyü sözüydü! Herkes büyünün etkisiyle uyudu.Muhafız ise miğferini fırlattı. Nesim? Yok artık! 
Nesim:
-Hey beni özlediniz mi?
Ela:
-Hiç özlemedik! Çıkar bizi buradan!
Nesim:
-Tamam tamam, şu tekneye binin, dedi ve mavi tekneyi gösterdi.

*******************************************************************************
Akademiye güvenle vardılar. İşte bu garipti.
Vardıklarından bir gün sonra bir toplantı düzenlediler. Ela ve 4 büyücü gördüklerini anlattılar. 
Nesim:
-Ben bir ekleme yapmak istiyorum!, dedi ve Hakan'ın kulağına bir şey fısıldadı. 
Hakan'ın gözleri faltaşı gibi açıldı. Sonra oda konuşmaya başladı:
-Arkadaşlar, Nesim'in elde ettiği belgelere göre planları, Akademiyi yok etmek. Şimdi bir savunma hattı yapmamız gerek.


15 Ocak 2014 Çarşamba

Anne Ve Babalar

Annelerimiz ve babalarımız. Bizim her şeyimiz. :)
En kötü, en mutlu, en duygusal, en şaşkın anımızda hep yanımızdalar. Bizi sevdiklerinden emin olduğumuz kutsal varlıklar onlar...

Hep bizim için çalışırlar. Bizim için hayatla mücadele ederler. Bizim için didinirler. Biz mutlu olduğumuzda mutlu olurlar. Biz üzüldüğümüzde onlarda üzülür.

Ama arada bir fark var ; biz 1 üzülürsek onlar 1000 üzülür. Biz 1 mutlu olsak onlar 1000 mutlu olur.

Her şeyi bizimle yaşamak isterler. Bizi Dünya'daki her şeyden çok severler.

Anne ve Baba sevgisinin eşi benzeri yoktur. Onların sevgisi kadar yüce sevgi yoktur.

Onlar, bu Dünya'daki en iyi dostlarımızdır. Bizim görevimiz ise onları üzmemek, onların emeklerinin karşılığını ödemek için çalışmak. Ve en önemlisi mutlu ve başarılı olmak. :)

Bizim mutluluğumuz = Onların mutluluğu :)



13 Ocak 2014 Pazartesi

Savaşçılar Akademisi - Bölüm 4 / 5 Esir

Sıradaki yolculuk neydi acaba?
Ela, iki adam içeri girince tünele daldı hemen. Ardına bakmadan koştukça koştu. Ama zaman? O belli değildi işte... 10 dakika mı 1 saat mi koşmuştu? Hiç bilmiyordu. Ama tünel bitene kadar koştu. Dışarıya çıktığında kendini bambaşka bir yerde buldu. Han gibi bir yerdeydi. Küçük yüksek sahnenin önünde on beş masa, her masanın etrafında dört sandalye vardı. Odanın düğer ucunda bar gibi döşenmişti. Ama tek fark bar gibi olan tezgahın ardındaki anahtarlardı. Ve her şey ahşaptan yapılmıştı. Ela anahtarlardan birini kaptığı gibi merdivenlere gitti.

Yukarıya çıkarken ahşaplar gıcırdıyordu. Sonunda yukarıya çıktığında beş oda, koridorun sonunda ise yukarıya doğru devam eden merdivenler vardı. Merdivenlerden bir daha çıkmak mı?Hayııır. En yakın kapıya gitti ve anahtarı deliğe sokmaya çalıştı. Olmamıştı. Sonra aklına dank etti. Akademinin kartı hala ondaydı! Kartı çıkarıp kapıyı zorladı. Kapı açılınca kartı eline aldı ve kartın üstündeki numarayı inceledi. Eğer bir telefon bulursa buradan gidebilirdi. Odayı iyice aradı ama bir televizyon, iki yatak ve bir gardıroptan başka bir şey bulamadı. Uyumayı artık unutmuştu. En önemli olaylar sırasında artık uyumak istemiyordu. Yine kafasında oluşan ümitle alt kata indi.

******************************************************************************************
En azından alt katta telefon vardı. Tamam, biraz eskiydi ama telefon telefondur sonuçta.
Numarayı tuşladı. Telefonu büyücülük sınıfından Nesim açtı:
-İyi günler, Savaşçılar Akademisi Hattı' nadısınız. Nasıl yarımcı olabiliriz?
Ela:
-Nesim bırak şakayı! Ben Ela, Hakan orada mı?
Nesim:
-Hoş geldiniz Ela, sizi tanıyor muyuz?, dedi ve telefon hattının arkasında gülüşme sesleri işitildi.
Ela:
-Nesim şu telefonu Hakan'a ver yoksa....
Nesim:
-Tamam, tamam. Sesleniyorum, dedi ve hattan çıktı.
Hakan:
-İyi günler...
Ela:
-Bırakın şu iyi günleri! Hakan ben Ela, yardımınıza ihtiyacım var.
Hakan:
-Ne oldu Ela?
Ela, tüm olanları anlatırken Hakan arada sırada "Hım, hı hı." gibi sesler çıkardı. Ela anlatmayı bitirince ise:
-Peki şu an neredesin?
Ela:
-Ben de bilmiyorum.
Hakan:
-Bulunduğun odada pencere var mı? 
Ela:
-Bir tane var, bakıp geleyim mi?
Hakan:
-Tabii bak gel.
Ela:
-Pencereye koştu ve dışarıya baktı. Aman Tanrı'm. Kesinlikle hiçliğin ortasındaydı.

*********************************************************************************Ela, Hakan'a gördüklerini anlatınca Hakan destek ekibi Siss'in sarayından yollamaya karar verdi.
Destek ekip gelene kadarsa orada kalmasını istedi. Ela'ya yapabilecek pek bir iş kalmamıştı. Destek ekip gelene kadar odada volta attı, kendi kendine sihirler keşfetti ve 15 televizyonu sihirle patlattı.
Destek ekibin geldiğini anlaması hiç zor olmadı. Çünkü geldi tünelden"Akademi için!Akademi için!" sesleri geliyordu. Onun kurtulmasıyla Akademi'nin ne alakası vardı anlayamamıştı ama yine de destek ekibin gelmesinden memnundu. Ekipte 5 kişi vardı. Ve hepsi büyücü olduklarını belli eden bir nitelikte mavi pelerin takmıştı.
Ela ekibin yanına gitti. Genel bir merhaba dedikten sonra buradan gitmeleri gerektiğini vurgulayarak olayı anlattı. Büyücülerse kafalarını sallamakla yetindiler ve tünele girdiler. Bu kadar mıydı yani?
Ne yazık ki büyücüler Ela'ya peşlerinden gitmekten başka seçenek sunmamışlardı.

********************************************************************************************
Tünelden güvenle geçtiler, saraydan güvenle çıktılar.
İlk işleri Nilüferli gölün önüne gelmekti. Büyücüler hemen bir kaç söz mırıldanıp büyülü kapıyı açtılar ama ne yazık ki bu kapıyı kullanamadılar.
Fasulye ve arkadaşı yeniden ortaya çıkmışlardı:
-Bak şu işe, yine mi geldin sen?, dedi.
Arkadaşı ise pis pis sırıttı:
-Hepsini alalım derim, dedi ve ayağını yere vurdu.
O anda 4 büyücü ile Ela bayıldı. Büyücülerden biri ise açılan büyülü kapıdan içeriye dalmıştı.
Fasulye ve arkadaşının sinsi gülüşleri ise sessiz Saray Avlusu boyunca yankılandı.




Korku

Hiç kimse "Benim hiç korkum yok!" diyemez. Çünkü mutlaka insanların korkusu vardır.
Bu korkular bazen insanların en yaralı yerinde bulunup, insanların öğrenmesinden korkulduğu için, bazen en zayıf yönlerinde bulunup insanların ona karşı kullanmasından korktuğu için. (Fark ettiniz mi? Bir korku beraberinde başka bir korkuyu da getirdi.)
Korkunuz sizinle kalsın. Kimseye belli etmeyin. Kimseye korkularınızı kullanarak sizi kontrol etmesine izin vermeyin.
Hiç kimseyi de korkularıyla tehdit etmeyin.
Korkular bir insanın en  Cehennem olayıdır. Her düşündüklerinde tir tir titredikleri, gördükçe dizlerinin bağının çözüldüğü olaylardır. 
Eğer böyle olmuyorsa "Korku" diye nitelendirdiğiniz olaylar aslında -Ürktüğünüz Olaylar- ' dır.
Ürktüğünüz olaylar sadece bir süreliğine bulunur. (Ama nasıla geçer diye sizi ürküten olayları başıboş bırakmayın. Çünkü onlarda bir gün çığ olup korkuya dönüşürler.)  Belirli bir zamandan sonra ise ürküntüler yenilir. Korkular ise bazen insanı ölüme kadar bırakmazlar. Ama bu insanın ölene kadar bir şeyden korkmasını gerektirmez. Korkuların söz konusu olduğu anlarda insanlarda "Cesaret" diye nitelendirdiğimiz duygu devreye girer. Korkuyu yenmek için saniye saniyesine teşvik eder. Önemli olan insanın en cesur haliyle korkularını yenebilmesidir. 

Ve aslında Korkularını Yenebilmek için gereken güç her insandadır...

8 Ocak 2014 Çarşamba

Savaşçılar Akademisi - Bölüm 3 / Depodaki Esir

Ela, daha birincisi bitmeden ikinci yolculuğuna başladı.
Siss nasıl becerdiyse Hakan'ı, Ela' yı götürme konusunda ikna etmişti. Saraya doğru yola çıkmadan, Hakan, Ela' yı bir kenara çekmişti:
-Ela gitmeden önce sana bir şey söylemeliyim.
Ela:
-Büyü mü söyleyeceksiniz?
Hakan:
-Hayır, seni Siss'in dolandırıcılığı hakkında uyarmak istiyorum. Seni anında düşman kuvvetlerine satabilir.
Ela:
-Bunu denerse kendini Cehennem'de bulur, dedi sırıtarak.

********************************************************************
Ela saraya vardığında vakit gece yarısını vurmuştu, sarayın hemen yanında büyükçe bir göl vardı. Gölün üstündeki Nilüferler özgürce dolaşıyorlardı. Nilüfer yapraklarının üstüne çıkan kurbağalar geceye renk katıyorlardı.
Saraya gelince saray seçilebiliyordu. Rengi ise seçilemiyordu.
Eh, o zaman geriye yapılacak tek bir şey kalmıştı, Ela'da bunu yaptı; Saraya doğru yürümeye başladı.

********************************************************************
Savaş başladığında saat sabahın beşiydi. Aynı zamanda şafak yeni söküyordu.
Siss savaş başladığında Ela’yı bizzat kendi gidip uyandırdı. Sonra onu kolundan tuttuğu gibi bir depoya götürdü.
Sonra deponun kapılarını sonuna kadar kapadı. Çok geçmeden “Klik” sesi duyuldu. Harika burada esir kalmıştı.
Ya da o öyle sanıyordu….

********************************************************************
Beş saat boyunca Saray halkının çığlıkları duyuldu. Beş saat sonra ise çığlıklar tamamen kesildi. İki ihtimal vardı. Birincisi Saray halkı kazanmıştı. İkincisi.. Onu düşünmek bile acıydı.
Ela yarım saat boyunca depoyu taradı. Penceresi yoktu, kapı da kilitli olduğundan oda tamamen karanlıktı. Bu da Ela’nın işini zorlaştırıyordu. Sonunda bir tünel buldu.
Ama yarım saatlik kaybı ona bu mutluluğu unutturdu.
Dışarıdan sesler gelmeye başladı ve sonunda kapı patladı. Kapı patlayınca içeri kırmızı pelerinli iki adam girdi. Adamlardan biri sıska, ama uzun boyluydu, keçi sakalı ve kan kırmızısı gözleri ona vahşi bir ifade veriyordu.
Diğer adamsa aşırı kiloluydu, sakalı henüz çıkmamıştı. Ama sesi çağlayanların sesinden bile gürdü:
-Fasulye, galiba yeni esirimizi bulduk, dedi ve sinsi sinsi gülümsedi.


Kabaca Davranışlar

İnsanların kabaca davranışları her yerdedir.
Bunlardan kaçmak mümkün olan bir şey değildir. Ama uzak durmak mümkündür. O davranışlara karşı çıkmak, hakkınız ezilmesine izin vermemek de sizin elinizde olanlar. Eğer siz hakkınızı koruyamazsanız, karşı çıkmaz ve sessiz kalırsanız, kabalık sizi her yerde bulur.
O işe bulaşmayın, ama sessizde kalmayın. Küçük icatlar yapıyorsunuzdur belki, ama insanlar bunu kıymetini bilmiyorsa aldırmayın. İşinize devam edin. İcatlarınızla uğraşıyorlarsa, hakkınızı savunun. Kavga çıkacağı zaman çekilin ancak. İşi büyütmezseniz kavgada çıkmaz.
Kendi içinizde sessiz kalın. Ancak bir gün gelecek, yaptıklarınızın kıymeti anlaşılacak.
İcat dediğim, her türlü şey olabilir, yazdığınız hikayeler, köşe yazıları ve şiirler, Yaptığınız müzik, Oyunculuk, Dersler, Kamera ile ilgili gizemler, yaptığınız efektler, teknolojik aletler ile ilgili yaptıklarınız ve benzeri. Ne yaptığınızın bir önemi yok. Önemli olan sizin ve çevreniz için ne kadar önem taşıdığı. Önemli olan ne kadar çabaladığınız. Önemli olan yaptıklarınız için kat ettiğiniz o yollar!

Dalga geçilmesine aldırmayın, ama sessiz de kalmayın!




Dışlanmak

Dışlanmak, her insanın bir başkasına uyguladığı, aynı zamanda her insanın buna kurban gittiği olay ; Dışlanmak.
Dışlanınca insan, "Benim neyim eksik? Benim onlar gibi olabilmek için neyim eksik?" diye durmadan düşünür. Ancak yanıt bulamaz. İşin aslı şu ki, eğer yanıt bulamazsak bilin ki hafızanızı zorlamıyorsunuz. 
Çünkü her zaman yanıtı biliyor olursunuz. Bazen sadece yanıtı üstlenmeye korkarsınız. Bazense yanıtı önceden canlı olarak görmüşsünüzdür. Fakat aklınızdan uçup gitmiştir. Hafızanızda fazla yer kaplamadığından ulaşamıyorsunuzdur. Sadece gelip geçmiştir. Sizde fazla önem vermediğinizden cevabı kaçırmışsınızdır. Unutmayın, cevap onları gördüğünüz her zaman karşınıza çıkacak. 

Soruyu yanıtladığınız da içiniz rahat olsun. Sizi dışlayanları bırakın. Sizi anlayan kişilere yönelin. Çoğunlukla bu kişiler en sevmediğiniz insanlardır. Ateşkes deneyin. Sonuçlara kendiniz bakın. Ama kesin olarak söyleyebileceğimiz bir şey varsa, o da sizi muhakkak anlayan insanlar olduğudur.
 Ekleyeceğim son söz ; Eğer dışlıyorlarsa, sizi kıskanıyor olabilirler.


Savaşçılar Akademisi - Bölüm 2 / Bilinmeyen Dil

Her şey çok çabuk olmuştu ama Ela için hava hoştu. Nede olsa onda savaşçı refleksleri vardı. Savaşçılık için akademiye gitmek mi? Neden olmasın?
Hakan ona etrafı gezdirirken Ela, sadece savaşan, savaşmaya hazırlanan çocuklara bakıyordu. Sonunda kayıt odasına geldiklerinde Hakan ahşap masanın ardındaki siyah koltuğa oturdu. Ela ve annesine oturmasını işaret ettikten sonra çekmeceden bir tomar kağıt çıkardı. 
Hakan:
-Ela, önce senin bölümünü belirlememiz gerekecek. Büyücülük mü, okçuluk ve kılıç sanatları mı?
Ela:
-Hmmm, ama çok zor bir karar bu....
Hakan:
Sen sadece bu yazlık eğitimini seçeceksin. Gelecek yaz tekrar gelmek istersen yeniden seçebilirsin. Bu yazlık kararın hangisi?
Ela ondan hiç beklenmeyen bir şey yaparak:
-Büyücülük olsun, dedi.
************************************************************************************************************************************************
Günün geri kalanı çok sıkıcıydı. Büyücülük sınıfı haricinde tabii. Ve gece olayı dışında...
Sınıf Ela için muazzam bir yerdi. Sınıf en az 5 ev büyüklüğündeydi. Ama en az deniliyordu bakın, en az... Pelerinli bir kaç öğrenci ellerinde elektrikakımı gibi görünen mavi ışıklı bir akımı karşılarındaki hedefe yollayıp, hedefi param parça ediyorlardı. Sonra aynı akımla, sınıftaki eşyaları kendilerine çekip parmaklarını oynatmalarıyla param parça ediyorlardı. 
Hakan onu öğretmenle konuşturup kaydını tamamlamıştı. Sonra da Ela'ya kendi odasının anahtarı verilmişti. 
Dostum tüm bunları canlı yaşamak cidden çok sıkıcıydı. 
**********************************************************************************************************************************************
Gece vakti Ela yemek yeme niyetine uyandırılmıştı.
Yemek bilinen yemekti işte ama herkes yemeğini yerken, günün macerası başladı. Sis'ten oluşmuş gibi görünen bir adam Ela'nın yanına oturdu. Ve Akademi müdürünü yanına çağırdı:
-Hakan buraya gel!
Müdür'de Ela'nın masasına oturunca Ela iyice şüphelendi.Sis Adam:
-Bu kızı almam lazım, sarayın güvenliği için gerekli.
Hakan:
-Olmaz, Ela daha eğitimini almadı.
Adam:
-Eğitime gerek yok onun için, doğuştan kanında var savaşçılık.Sadece geliştirilmesi gerekiyor ama olsun, güvenlikte idare eder. Ona bir iki büyü gösterin yeter!
Hakan:
-Olmaz dedim sana. Kız eğitimini alacak.
Ela:
-Alo ben buradayım ve sağır değilim.
Adam elini bir şey yok dercesine salladı ve konuşmaya devam etti:
-Hakan anlamıyorsun, onun burada eğitim alan her öğrenciden daha fazla eğilimi var savaşa, ve hepsinden daha yetenekli.
Ela:
-Teşekkür ederim.
Hakan gözünü kırpıştırıp Ela'ya baktı:
-Sen bu dili nereden biliyorsun?
Ela:
-Ben Türkçe' yi doğuştan biliyorum.
Hakan:
-Ama Siss türkçe konuşmadı ve sende şu an türkçe konuşmuyorsun.
Ela etrafına baktı herkes tenis maçı izler gibi onları seyrediyordu, hepsinin gözü fal taşı gibi açılmıştı.Ela:
-Peki nece konuşuyorum?
Siss:
-Antik Mısırca...

7 Ocak 2014 Salı

Savaşçılar Akademisi- Bölüm 1/Akademi

Ela, evden gelen çığlıklara artık alışmıştı, ama komşular, onlar hala şikayetçilerdi.
Yine "Çığlık" günlerinden biriydi. Konu ise babasının dediklerinden belliydi; Ela'nın Akif'i dövmesi. Zaten "Çığlık" günleri Ela'nın davranışlarından ve saldırganlığından oluşmuştu. 
Neyse Ela eve pantolonundaki kurumuş çamurlarla girdi. Annesi oturma odasına sinmiş, bir derginin sayfalarını kurcalıyordu. Gözü çok fena morarmıştı, babası ortalıklarda yoktu. Kriz Sonrası Sessizlik zamanındaydılar. Demek kavga bitmişti. Bu iyiye işaretti. Odasına çıkarken gıcık ağabey, Faruk yolunu kesti:
-Dur bakalım inatçı kız, babamı sakinleştirme sırası sende.
Ela:
-Sen dalga mı geçiyorsun? Anneme yaptığını görmedin mi? Bana ne yapar düşünemiyor musun?
Faruk:
-Geçen sefer ben sakinleştirmiştim, ayrıca bu kavgalar hep senin yüzünden çıkıyor. Fark etmedin mi hala?
Ela:
-İyi benden çıksın, bununla gurur duyuyorum, tamam mı?
Faruk sırıtmaya başladı:
-Nedime Hala bunu duyunca seni ne yapacağını hiç düşündün mü?
Ela:
-Sakın Faruk, bunun için seni öldürürüm.
Faruk:
-Çoktan kaybettin Ela, dedi ve koşmaya başladı.
Ela:
-Faruk dur!, diye onun arkasından koştu.
Ela uzun süre Faruk'u kovaladı ama yine de Faruk, Nedime Hala'nın yanına varmış, onu işaret etmişti bir kere. Bunun sonucunda Ela topukları yağladı, eve vardığında akşam olmuştu. Yatağın yattı, bir kaç saniye uyudu. Daha doğrusu ona bir kaç saniye gibi gelmişti. 
Uyandığında annesi onu sarsıyordu.
Ela:
-Ne var anne?
Annesi:
-Ela, seni bir yere götürmem gerek.
Ela:
-Neresi anne?
Annesi:
-Gidince görürsün.Şimdi valizlerini arabaya taşımama yardım et.
Ela:
-Ne valizi?
Annesinin yüzü kızarmıştı:
-Tatlım, baban seni bir yaz kampına götürmek istiyordu, valizlerin iki haftadır hazır.
Ela gözlerini ovuşturdu:
-İki hafta mı?!
Annesi:
-Evet, hadi üstünü değiştir.
Ela hayır diyemeyecek kadar yorgundu. Üstünü değiştirip valizlerini arabaya taşıdılar. Ama Ela yol boyunca uyumuştu. 
**********************************************************************************************************************************************
Uyandığında sabah olmuş annesi arabanın önünde kel bir adamla sohbet ediyordu.
Ela, araban çıkıp annesinin yanına gitti.
Annesi:
-Demek uyandın canım, Hakan bu Ela. Yeni öğrenciniz.
Ela:
-Yeni öğrenci mi? Beni o yaz kampına mı götürdün?
Annesi:
-Tatlım hayır burası kamp değil.
Ela:
-Peki burası neresi?
Hakan:
-Savaşçılar Akademisi'ne hoş geldin Ela.

"Bir kişi aldatabilir.
         İki kişi komplo kurabilir.
                      Üç ise güvendiğim sayıdır."

John Flanagan/Gölgelerin Efendisi-Yanan Köprü


6 Ocak 2014 Pazartesi

Düşünce

                                          DÜŞÜNCE

Düşünce. Mühim olan bu değil mi? Düşünmek.İnsanın iç sesi. Onun fikri. Düşünceler bazen adamı sıkboğaz etse de inanınki düşünce çok işe yarar .Bu insan ister Dünya'nın en beceriksiz insanı olsun. Önemli değil. Düşünce Allah tarafından herkese verilmiş bir yetenektir ki bu yüzden düşünce önemlidir.


Hayvan Sevgisi

                                     HAYVAN SEVGİSİ

İnsanların acımasız ruhu çoğu hayvanın soyunun tükenmesine neden oldu.
Bu hayvanlardan bazıları mersin balığı, Anadolu leoparı, ve ülkemizde aslanın soyunun…Bu, hayvan sevgisinden yoksun insanların doğmasına neden oldu. Hâlbuki hayvan sevgisi, insan sevgisi kadar önemlidir. Çünkü bilime göre insanlar ilk olarak hayvanmışlar. Et tükete tükete insan evresine gelmişler. Yani insanlarda aslında hayvandır. Hayvanları öldürmek ,insan öldürmek oluyor. Katillik oluyor… 
Siz siz olun asla hayvanlara zulmetmeyin.



Resim Ve Öykü

                                     RESİM VE ÖYKÜ

Bir insan resim yaparken ve ya öykü yazarken duygularını kağıda aktarır.Duygularını kağıda aktarmak bir insanı rahatlatır, duygularını yansıtır.Bu yüzden resimler, öyküler, masallar vb. insanların benliğidir.
Önemli hatırlatma;resimler fotoğraf gibi olmak zorunda değillerdir.Duyguyu yansıtsınar yeter.


İnanç Ve Bağlılık

                                    İNANÇ VE BAĞLILIK

Bir şeye inanmak ona bağlanmak beraberinde güveni de getirir.Birine bağlanmak,inanmak,onu sevmek sevgiyi getirir.Birine bağlanmak,inanmak ve saygı duymak saygıyı getirir.Bazı sporcular bu konuda batıl inançlıdırlar.Mesela bazıları maçtan önce et yer ki uğur getirsin diye düşünürler.Bazıları bazı insanların şans melekleri olduğunu düşünüp oları yanlarında taşırlar.Bazıları ise bazı eşyaların uğurlu olduklarını düşünürler.Sopa,top,köpek,kedi,oyuncak ve benzeri. Yani anlayacağınız inanç ve bağlılık hayatın en güzel üç temelini sunarlar...Saygı,sevgi ve güven...