26 Şubat 2014 Çarşamba

Zorluklar

İnsanın hayatında bir dönem gelir. öyle bir etkiyle gelir ki çevresindekilerle birlikte yok olduğunu düşünür. Ama aslında yok olmuş değildir. Sadece kalbi, normalin üstü derecede parçalanmıştır.Bu parçalanma sahte değil, onarılabilecek değil, saf hüzündür. Kimsenin olmadığı bir köşeye sinmek, ellerliyle yüzünü kapamak, ve hiç durmadan ağlamaya başlamak...
Ama bu hiç bir zmaan çözüm değildir. Kalbiniz ne kadar derinden yaralanırsa yaralansın, insanlığa yakışan güçlü olmaktır. Siz sanıyor musunuz ki Dünya'nın en kötü şeyi başınıza geldi? Sizden kötü durumda olan, ama sizden daha güçlü olan kişiler olabileceği aklınıza gelmedi mi?
Sizin için önem taşıyan, sizin bir parçanız olan kişiyi ve ya nesneyi kaybetmiş olabilirsiniz. Kaybederken kimse bir şey yapmanıza izin vermemiş olabilirsiniz. Siz bir şey yapamadı diye onu kaybettik diye düşünüyor olabilirsiniz. Ama hayır. Düünceleriniz yanlış. Güçsüz biri yaptığını düşünmüş olabilirsiniz. Ama bu sizi acınası, güçsüz biri yapmaz. Tam aksine ayaklarınızın üstüne basmanz için, daha güçlü olmanız için size yardımcı olur. Hayata tutunmanız için yol gösterir. 
Çünkü zorluklar, en iyi dostunuzdur.



25 Şubat 2014 Salı

Savaşçılar Akademisi/Bölüm 9-Sınav

Hakan, yerinden fırlayıp hızlıca bir küfür savurdu. Duvarlardaki kılıçlardan birini almaya girişti ama kılıçlar kınından çıkmadı. Kapıdaki haberci şaşkınca Hakan'ı izliyordu. Ela bir şeyler yapması gerektiğinin farkındaydı.
"Yardım edeyim mi?" diye sordu.
Hakan, ettiği küfürlerin arasında başını salladı. Duvarın başka bir kısmındaki kılıca asılarak çıkartmayı denedi. Kılıç yerine yapışmıştı. Azıcık daha baskı uyguladı ve arkadan destek bir güç gelince kılıç elinde, yere kapaklandı. Kılıcı diğerini çıkartmaya çalışan Hakan'a uzattı. Hakan, büyük bir çeviklikle elindeki kılıcı aldı. Haberciyle birlikte dışarıya çıkarken o duvardaki diğer kılıcı çıkardı. Kendi kendime mırıldandı. "İşte şimdi başlıyoruz."
Elindeki kılıçla koşarak merkez binasından çıktı. Her yer enkaz gibiydi. Savaşan öğrenciler, acemiler ve ustalar vardı. Acemiler genellikle ilk rakiplerine yere kapaklanıyorlardı. Gözü, köşedeki kişiye kaydı. Onunla dalga geçtikleri için karınlarına geçiren kızdı. Yaratık (ki cidden bir yaratık.) onu köşeye sıkıştırmıştı. İlk hedefini belirlemiş olmanın heyecanıyla olay yerine koştu. Canavar kıza son bir pençe atarak öldürecekti. Kızda kabuğuna çekilmiş, hiçbir tepki vermiyordu. Canavarın savaş pençesini kılıcıyla engelledi.
"Kendi boyunda birini bul dostum."
Canavar kükreyip kızı unuttu. Ela'ya doğru saldırmaya başladı. Ela her hareketini büyük bir çeviklikle savuruyor, bazende saldırıyordu. Ama nadiren saldırabiliyordu. Canavar çarçabuk şarj oluyordu. Belki?... Tamam hadi başlıyoruz.
"Selam seni iğrenç yaratık."
Canavar daha bir kükreyip saldırılarını hızlandırdı.
"Tamam tamam sakin ol köpekçik. Biraz büyü ister misin?"
Canavar söylenenler üzerine olduğu yere mıhlandı. Hiçbir şey anlamadığını ifade edercesine başını salladı. Ela, fırsattan istifade edip kılıcı canavarın karnına soktu. Canavar büyük bir ışıltıyla patladı ve geride sadece iğrenç kalıntılar bıraktı. Ela, kızın yanına çömeldi.
"Hey, iyi misin?"
Kız, kabuğun çıkıp başını salladı.
"Teşekkür ederim." dedi. Ela'nın uzattığı eli tutup ayağa kalktı. Ela, ona biraz daha bakıp konuştu.
"Hadi burayı temizleyelim."
---
Hava kararmış, Akademi'nin bölgesi yaratıklardan kalıntılarıyla ve kaybedilen öğrencilerin kanlarıyla kaplanmıştı. Merkez binası ve yanındaki kulübeler barınak olmuştu. Nöbetçiler görevlendirilmiş, yaralıları tedavi edilmeye başlanmıştı. Ela'ya ve yanındaki kıza ilk nöbet verilmişti. Çünkü en sağlıklı olan onlardı. Nöbetleri bitince ikisi de Hakan'ın yanına gitti. Hakan, bir nevi doktor görevi üstlenmiş, öğrencilere pansuman yapıyordu. Ela ve kız, Hakan'ın bir öğrencinin kolunu sarıp onu göndermesini beklediler. Ela'nın gözlerinden şüphe düşmemişti. Zihinsel iletişimde gördükleriyle bir sonuç çıkarabiliyordu. Hakan, Ela'nın durumunu fark etmişti. Yanına gelip sordu.
"Ela, ne oldu?"
Ela bir süre Hakan'a baktı. Sonra durumu anlattı. "Hakan zihinsel iletişimimde Siss'in yanındayken bundan daha büyük bir ordu görmüştüm. Bu gönderilen birlik sadece bizi yavaşlatmak için. Geride daha büyüğü var."
Hakan, dehşetle Ela'ya bakıyordu.
"Öğrenci sayımız buna yetmez."
Kız sohbete karıştı. "On Büyükler'i ziyaret edebiliriz."
Ela merakla ikisine baktı. "On Büyükler kim?"
Hakan saçını karıştırıp Ela'ya döndü. "Bu akademinin kurucuları. Dünya'nın gelmiş geçmiş en iyi savaşçıları."
"Ama şimdiye kadar ölmüşlerdir o zaman..."
"Ruhları her zaman bize yardım etmek için hazır bekliyor. Akademiyi korumak için gerekirse bir ordu çağırabilirler."
Ela sinirle onlara baktı. "O zaman onları çağırın!"
"Olmaz!"
"Neden?"
"On Büyükleri ziyaret edecek kişi sadece ve sadece rüyasında ölüler alemine gidip gün doğmadan dönmesi gerek. Gitmesi kolay, ama zor olan dönmesi. Onuda On Büyükler'in gözüne girebilenler becerebiliyor. Ve kimse şansını denemek istemiyor."
Ela, bir süre bu fikri aklında tarttı. Sonra kendi fikrini söyledi.
"Ben şansımı denemek istiyorum!"
---
"Emin misin?" Ela duyduğu sesin sahibine döndü.
"Hiç bu kadar emin olmamıştım." dedi.
O kız da gülümsüyordu.
"Başarılar." dedi ve arkasını döndü. O sırada Ela ona baktı.
"Bir dakika, senin adın ne?"
Kız Ela'ya son bir kez baktı. "Nehir."
Sonra da ortadan kayboldu. Nehir anlaşılan büyücülük sınıfındandı. Akıllı kız. Öğrendiklerini uyguluyor işte.
O gittikten sonra Ela minik yatağa uzandı. Kabloları vücuduma tek tek koluna ve başına bağladı. İçeriye birisinin girdiğini fark edince işini bırakıp ona döndü.
"Emin misin?"
"Daha ne kadar soracaksınız?! Gönderin beni!" diye bağırınca kıkırdadı. Yüzünü buruşturdu.
"Gıcık Nesim." Nesim, makinenin başına oturunca Hakan içeriye daldı.
"Ela, eğer dönemezsen diye bilim sınıfındakileri panzehir için hazırlattım. Unutma güneş doğana kadar vaktin var. Güneş doğmadan on dakika önce beynine sinyal yollayacağız."
Ela, anladığını belli eder bir biçimde başını salladı.
"Ela, gözlerini yum." diyen Nesim'i duyunca emri uygaladı. Gözünü kapadığında tüm Dünya onı sıkıştırmaya başlamıştı!
---
Gözlerini açtığında kendini evde buldu. Ama... Ailesi neredeydi? Tamam yerde kamptakilerin ölü bedenleri olabilirdi. Ama evdeydi ailesi neredeydi?! Bir dakika! Ölü savaşçıalr mı?!
Hızla bir öğrencinin yanına inip nabzına baktı. Durmuştu. Tek tek herekese baktı. Ama tek yaşayan kişi kendisiydi!
Nabzı hızlanmaya başlayınca kılıcını kınından çekti.  Demek kılıç hep yanındaydı. Sağına soluna dikkatlice bakındıktan sonra kapıya ilerledi. Hava kararmıştı. Akşamdı. Kapıdan çıkınca gözlerini kırmızı ışık doldurdu. Nedense kırmızıyı görünce herzamanki gibi aklına Siss gelmişti. Onun bu işte parmağı var mıydı?
Dışarıya çıkınca devasa boyutlardaki kırmızı ahtapotu fark etti. Hayda, bu nereden çıktı? Ela, canavarı süzerken canavar sakladığı üç kolunu açığa çıkardı. bilin bakalım kimler o kollardan tepetaklak sarkıyordu. Annesi, Hakan ve nehir. Ela'nın nabzı hızlanmaya, nefes alıpverişi daralmaya başlamıştı. Sesi titriyordu.
"Onları bırak yoksa seni?!"
Canavar gür bir kahkaha attı. "Yoksa ne?!"
Ela, tek kelime daha söylemedi. Hücuma geçti. Canavarın yere sarkan kollarından birine hızla tırmandı.  Canavar, Ela'nın bulunduğu kolunu silkeliyordu. Ama Ela'yı durdurmak için fazlası gerekiyordu. Canavarın ağzından içeriye atlarken hala bağırıyordu.
"Onlardan uzak dur!" Ela, canavarın midesine girdiğini hisettiğinde kılıcıyla mideyi yırttı. Canavarın çığrındığının farkındaydı. Kalbin bulunduğu yere ilerlerken kemikler daralmıştı. Göğüs kafesine girmişti. Akciğerleri geçerken yavaşladı. Derin bir nefes aldı.
"Onları serbest bırakırsan seni bağışlarım."
"Olmaz! Patron kızar!"
"Patron kim?!"
"Söyleyemem!"
"Söylersin!"
"Söyleyemem!"
"Söylersin!"
"Söylerim!"
"İyi o zaman kim!"
"On Büyükler!" deyince sustu. İyilik temsilcileri ona kötüydü.
"Onları serbest  bırak bende çıkayım. Böylece yaşarsın." diye hırladığında canavar korkarak zıpladı. Zıplamayla beraber ağzının içine girmişti.
"Aç!" diyince ağızda açıldı. Çıkınca hala tepetaklak olan üç kişiyi gördü.
"Bırakmadın mı?" Canavar apartopar elinekileri bıraktı. Yere çok sert bir düşüş yapmışlardı.
"Sana yere at dememiştim!" diye tısladığında canavar çok hızlı bir biçimde af dilemeye başladı. Cidden bu kadar korkutmuşuydu?
"Şey, seni bu kadar korkutmak istememiştim. Özür dilerim." diyerek üç kişinin yanına ilerlemeye başladı. Nedense o adım attıkça onlar uzaklaşıyordu. Yer aynıydı. Sadece Ela geri çekliyordu.
"Yardım edin!" diye bağırdığında onlarda yerde baygın yatıyordu. Çığlık atarken gözleri karardı...

---
Yine çığlık atarak uyandı. Gözleri uykunun etkisinden çıkına pür dikkat etrafı izlemeye başladı. Sadece mavi bir ışığın olduğu, heryerin mavi olduğu bir odadaydı. On tane büyük mavi kristal duvarlara sıra sıra dizilmişti. Toplam on kristal. Onları göremeyince seslendi.
"Anne, Hakan, Nehir?!" cevap gelmeyince tekrarladı. Hala cevap yoktu. Ama on kristal vardı.
"On Büyüklerin huzuruna hoşgeldin Ela! Sınavı geçen nadir kişilerdensin." dediğinde tüm olanların sınav olduğunu aldı. Şu anda On Büyüklerin önündeydi. Sınavı geçmişti!

12 Şubat 2014 Çarşamba

Savaşçılar Akademisi- Bölüm 8-Savaş Çağrısı

Bir insan daha ne kadar batabilirdi ki?
Kafasını duvara toslamaya devam etti. Harika! Artık kamp ondan iyice soğumuştu. Tek Nesim ve Hakan iyi davranıyordu. Onlarında değerini bilmek lazım...
Kumsaldan döndüğünden beri yeni bir unvanı olmuştu. Hain. Ela, bunu hak ettiğini düşünmüyordu. O isteyerek Siss'le akraba olmamıştı ki!
Son bir hareketle karşısındaki (Ne olduğunu bilmediği şeye) vurdu. Parçalanırken tahta olduğunu anladı. Ufaktan sövüp yerine oturdu. Elini, alnına götürüp masaj yapmaya başladı. Bir süre sonra kamptan birisi yavaş adımlarla içeriye girdi.
"Ela?"
Ela, olduğu yerden kalktı.
"Evet?"
"Müdür seni çağırıyor hain" diye beni ilk çağıranın sesinden başka birisininki duyuldu. Gelenlere baktığımda iki kişi olduklarını gördüm. Bir kız bir oğlan. Oğlan dediğinden dolayı kıkırdarken kız onun karnına omzunu geçirdi. Oğlan inledi.
Başımı iki yana salladım. "Gerek yoktu Selen." dedim. Kızı tanımıştım. Selen başını salladı. "Hayır hak etti." dedi.
Hafiften tebessüm etti. Beni bir sevenim daha olması hoşuna gitmişti. Müdürün odasına gitmek için, içinde bulunduğum kulübeden çıktı. Gözlerim karanlığa alışmış olmalı ki güneşe çıkınca onları kısmak zorunda kaldı. Hakan'ın kulübesine doğru ilerlerken etrafındakilerin benimle dalga geçtiğini hissedebiliyordu.
"Hain dışarıya çıkabildi."
"İki yüzlü kız. Gerçek kimliği ortaya çıkmasaydı akademi yok olabilirdi."
"Yine mi bu? Hakan ne zaman bu kızı okuldan kovacak?"
Gibisinden bir sürü şey söylendi. Takmamaya çalıştı. Gözlerine dolan yaşları geriye itti. Büyük bir zorluğun ardından Hakan'ın kulübesine vardı. Kapıyı tık tıklamaya gerek duymadan içeriye girdi. Hakan her zamanki yerine oturmuş evraklara gömülmüştü. Odaya en son zamandan farklı olarak savaş kılıçları asılmıştı.
"Efendim Hakan?" dedi.
Hakan en sonunda yüzünü evraklardan kaldırdı. Ela'ya döndü.
"Hoş geldin Ela. Otur şöyle." dedi ve koltuklardan birisini gösterdi.
Ela gösterilen yere oturdu.
"Ela, bildiğin gibi kamptaki herkes seni Siss'in ortağı sanıyor. Onlara açıklamayı denedim. Ama beni dinlemediler. Sana yardımcı olabilecekse akademinin güneyinde bir sığınak var. Bir süre orada saklanıp sonra geriye dönebilirsin." dedi.
Ela, bu fikri sevmişti. Keyifle başını salladı.
"O zaman, hazırlıklara başla. Birkaç gün içerisinde oraya geçersin. Nesim ve Hilal sana yardım ederler. Selen'inde sana yardım etme ihtimali var. Dedikodular geçince haber gelir sana söyleriz. Sende geri dönersin."
Daha mükemmel bir fikir yoktu! Ela giderek büyüyen bir keyifle başını salladı. Hakan'da gülmeye başlamıştı.
Tam yerinden kalkmıştı ki kapı büyük bir gürültüyle açıldı. "Hakan! Siss'in ordusu akademiye girdi!"


10 Şubat 2014 Pazartesi

Savaşçılar Akademisi/ Bölüm 7-Yeni Akraba

Ela, zincirlerin arasında debelenmeye başladı. Ne yapsa fayda etmiyordu.
Siss:
-Boşuna debelenme.
Ela:
-Niçin?
Siss:
-O zincirler Inpossibile Nehri'nde yapıldı. Yani kurtulman imkansız Ela.
Ela içinden küfredip debelenmeye devam etti. Bir dakika. Kampa ilk geldiği zamanı hatırladı. Siss onun savaşa herkesten fazla eğilimi olduğunu söylemişti yani..
Ela:
-Siss bu zincirler normal bir savaşçının kapasitesine göre yapıldı değil mi?
Siss:
-Nihayet ilglenmen hoşuma gitti Ela :) Evet, bunlar normal bir savaşçının kapasitesine göre yapıldı.
Ela içinden "İyi o zaman diye geçirdi". Aslında içten içe sırıtıyıordu. Ama bunu Siss'e göstermemeye kararlıydı. İçinden bir yukarı, bir aşağı zıpladığını hayal etti. Denedi. Büyücülük sınıfında öğrendikleriyle birleştirmeyi denedi.
Aniden büyük kapıyı birileri yumruklamaya başladı.Siss'in kulakları ağzına varmıştı. Kapıyı koşarak açtı. İri-kıyım birisi odaya girdi. Hayır birisi demek yanlış olurdu. Doğru kelime bir canavar.
Canavar:
-Orduları hazırladın mı asker?!
Siss:
-Evet, ama ben komutan geldi sanmıştım.
Canavar öylesine gür bir sesle güldü ki tüm mağara inledi. Ama son sözleri söyleyen Ela oldu;
-Mitte ad me Academiae Texas Bellatores

************************************************************
Ela, uyandığında kendini yeniden kumsalda buldu. Tüm kamp başına doluşmuştu. Hakan'ın suratında korku dolu bir ifade vardı. Kaşlarını çatmış doğrudan ona bakıyordu:
-Ela, sen iyi misin?
Ela:
-Galiba, neden sordunuz ki?
Hakan:
-Dün geceden beri burada yatıyorsun. Ve uyurken dün gece birden kayboldun. 30 dakika önce ise aniden burada belirdin.
Ela:
-Siss kampı yok etmedi mi yani?
Hakan kırgın bir ifadeyle Nesim'e baktı. Nesim ise bakışlarını kaçırdı:
-Hayır, ama öğrencilerden biri binalarda şaka bombası patlatınca binaların yerini büyük çukurlar aldı. 
Ela:
-Ama..
Nesim, Ela'da bir tuhaflık sezmişti:
-Ela, Siss nereden çıktı?
Ela:
-Az önce kızılımsı renkte bir mağaradaydım. Siss'le birlikte.
Hakan iyice kaşlarını çattı:
-Zincirlere mi bağlanmıştın?
Ela:
-Evet.. Nereden bildin?
Hakan hayıflandı:
-Anlaşılan Ela, Siss'le zihinsel iletişim kurmuş. Ki bunun için..
Öğrencilerden biri Hakan'ın sözünü tamamladı:
-Akraba olmaları gerek.