8 Ocak 2014 Çarşamba

Savaşçılar Akademisi - Bölüm 3 / Depodaki Esir

Ela, daha birincisi bitmeden ikinci yolculuğuna başladı.
Siss nasıl becerdiyse Hakan'ı, Ela' yı götürme konusunda ikna etmişti. Saraya doğru yola çıkmadan, Hakan, Ela' yı bir kenara çekmişti:
-Ela gitmeden önce sana bir şey söylemeliyim.
Ela:
-Büyü mü söyleyeceksiniz?
Hakan:
-Hayır, seni Siss'in dolandırıcılığı hakkında uyarmak istiyorum. Seni anında düşman kuvvetlerine satabilir.
Ela:
-Bunu denerse kendini Cehennem'de bulur, dedi sırıtarak.

********************************************************************
Ela saraya vardığında vakit gece yarısını vurmuştu, sarayın hemen yanında büyükçe bir göl vardı. Gölün üstündeki Nilüferler özgürce dolaşıyorlardı. Nilüfer yapraklarının üstüne çıkan kurbağalar geceye renk katıyorlardı.
Saraya gelince saray seçilebiliyordu. Rengi ise seçilemiyordu.
Eh, o zaman geriye yapılacak tek bir şey kalmıştı, Ela'da bunu yaptı; Saraya doğru yürümeye başladı.

********************************************************************
Savaş başladığında saat sabahın beşiydi. Aynı zamanda şafak yeni söküyordu.
Siss savaş başladığında Ela’yı bizzat kendi gidip uyandırdı. Sonra onu kolundan tuttuğu gibi bir depoya götürdü.
Sonra deponun kapılarını sonuna kadar kapadı. Çok geçmeden “Klik” sesi duyuldu. Harika burada esir kalmıştı.
Ya da o öyle sanıyordu….

********************************************************************
Beş saat boyunca Saray halkının çığlıkları duyuldu. Beş saat sonra ise çığlıklar tamamen kesildi. İki ihtimal vardı. Birincisi Saray halkı kazanmıştı. İkincisi.. Onu düşünmek bile acıydı.
Ela yarım saat boyunca depoyu taradı. Penceresi yoktu, kapı da kilitli olduğundan oda tamamen karanlıktı. Bu da Ela’nın işini zorlaştırıyordu. Sonunda bir tünel buldu.
Ama yarım saatlik kaybı ona bu mutluluğu unutturdu.
Dışarıdan sesler gelmeye başladı ve sonunda kapı patladı. Kapı patlayınca içeri kırmızı pelerinli iki adam girdi. Adamlardan biri sıska, ama uzun boyluydu, keçi sakalı ve kan kırmızısı gözleri ona vahşi bir ifade veriyordu.
Diğer adamsa aşırı kiloluydu, sakalı henüz çıkmamıştı. Ama sesi çağlayanların sesinden bile gürdü:
-Fasulye, galiba yeni esirimizi bulduk, dedi ve sinsi sinsi gülümsedi.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder