1 Ocak 2015 Perşembe

Teen Wizard-1.Bölüm "Ölü Bir Arkadaş"

"Bora!" diye seslendim karanlığın içine doğru.
Ayağımın altında kırılan dallar sessizliği bozuyordu. Soğuk rüzgar tenimi yalayıp geçince deri ceketime iyice sarıldım. Belki de bu soğuğa bu ceketle gelmek ve kazak giymemek hataydı.
Yaprakların hışırtısıyla ormanın derinlerine ilerlemeye devam ettim. "Bora!" Öncekine göre daha kalın bir sesle seslendim. Ama hala tık yoktu.
Kalp atışlarım ufaktan hızlanmaya başladı. Gerçekten korkuyordum, çok korkuyordum. Bora'yı iyi tanırdım. Asla sözlerine uymamazlık etmezdi. 'O zaman bu sessizlik ne? Bora ona seslendiğimde niye geri yanıt vermiyor?' diye düşündüm.
Kulağımın dibinden bir uğulduma geçince dona kaldım. Bu yürek parçalıyıcı, soğuk ve ürkünç bir çığlıktı. Kanımın çekildiğini hissettim. Bacaklarım artık beni taşıyamayacak kadar zayıf ve güçsüzdü.
Gözlerimi bir salise olsun kırpmaya korkuyordum. Ama bu yüzden gözüm acımaya başlamıştı. Hani bir an olurda, kontrolümü kaybederim diye sağ elimle ağzımı kapattım.
Kalp atışlarım giderek şiddetleniyordu. Çığlık yok olmuş, orman eski sessizliğine bürünmüştü.
Yine de içimde bir korku var, doğruluk payı yüksek olan ve gerçek olmasından ölesiye korktuğum.
Bu sesi nerede duysam tanırdım. Şakacı sesinden, ciddi olmaya çalışmalarında sesinde oluşan çatlaklığa kadar her bir tonunu ezberlemiştim sesini.
Bebekliğimden beri yanımda olan, herşeyiyle ezberlediğim çocuğa aitti bu çığlık. Adını söylemeye, daha da çok gerçek olmasından korkuyorum. Bora...
Etrafımda ufak bir attım. Bacaklarım birbirine dolandığı gibi geri çözüldü. Gecenin karanlığında sertçe yuktundum.
Gözümden düşen bir damla yaş, bu soğukta donan yanağımı ısıtarak yere düştü. Sessizliğin içerisinde gözyaşımın yerdeki yapraklardan birine düşüşünü duydum.
Çığlık aklımdan bir türlü gitmiyordu. Kulak tırmalıyıcı, acı dolu çığlık, Bora'ya ait çığlık zihnimde sürekli yankılanıyordu. Ona birşey olursa ben mahvolurdum...
Gözlerimi sıkıca yumdum. Yapamıyorum çığlık ilk duyduğumdaki gibi hala çok korkutuyor-Belki giderek daha çok korkutuyor.-
Zihnim kaçış planı ararken bir şeyi fark ettim. Ormandaki üç açıklık alanların birindeydim. Açık hedeftim, çok kolay av olurdum...
İçimde bir şeyler,  bu anı fark edilişin ardından bana komutlar yağdırmaya başladı. Ayaklarım benden izinsiz
Gözlerimi kapadığım hızda açtım ve etrafıma bakındım. Ağaçların arkasına saklanamazdım. Ağaçlar cidden inceydi ve hemen belli olurdum.
Gözlerim devrilmiş ağacı bulunca oraya doğru koşmaya başladım. Yere basınca çıkan sesi umursamadım. Yakalanırsam yakalanayım. yavaş gitsem de yine de ses çıkardı ve bu sefer daha kolay av olurdum. Belki, bir umut kaçabilirim.
Son hız koşmaya devam ettim. Koşmaktan bacaklarım ağrımaya başlamıştı.-Ya da korkudan güçsüz düşmüştü. Fark etmez. Yine de beni taşıyamıyordu.-
Kolumda başlayan sıcaklıkla çığlık attım. Canım yanıyordu.
Bacaklarım birbirine dolandı ve yere düştüm. Gereğinden fazla hareketli olduğum için yuvarlanmaya başlamıştım. Ağaç dallarının dikenleri vücuduma batıyordu. Ve bu canımı çok yakıyordu.
Gözlerim dolu dolu olduğunda çığlık atmamak için dudağımı dişledim. Dallar vücuduma daha sert basmaya başlayınca dişimi daha sert dudağıma geçirdim. Ve ağzıma kan tadının gelmesine sebep oldu.
Yuvarlanışım durduğunda gözlerim hala sıkıca kapalıydı. Hızlı nefes alıpverişlerim havaya karışıyordu. Ağzımdaki kan tadı giderek yoğunlaşıyordu ve kolum hala çok acıyordu. Ama gözümü açıp bakmaya cesaret edemiyordum.
 Sağ elimle sol kolumun acıyan yerini kapattım. Çok acıyordu. Elimi kaplayan yapışkan sıvıyı hissedince donakaldım. Kanıyor olamaz değil mi?
 Elimle kolumu daha sıkı sardım. Canım daha çok yanıyordu. Keskin bir acı, kolumun belli bir noktasından başlayarak vücudum her yerine yayılıyordu.
Buradan çıkmam lazım. Gözlerimi açmaya çalışınca bir acı dalgası tüm vücudumda yayıldı. Ağzımdan istemsiz olarak ufak bir inleme kaçtı. Canım çok acıyordu...
Dirseklerimden destek alarak doğruldum. Nefes alıpverişim koca ormanda duyulan tek sesti.Sırtımı arkama yasladım. Nefesimi dizginlemeye çalıştım. Çok hızlıydı.
Gözlerimi acıyı umursamadan tekrar açtım. Gözlerimi açınca hiçbir şey göremedim. Görüşüm çok bulanıktı.
Gözlerimi bir kez kapatıp açtım. Bulanıklık yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştı.
Buradan çıkmam lazım. Ayağa kalktım. Üstüm başım toz toprak içinde kalmıştı. Ama hem onu hem canımın acısını umursamadım.
Korkuyla etrafıma bakındım. Kimse yoktu. Topallayarak ilerlemeye başladım.
Yürürken önüme bakmıyordum. Gerçekten kanayan koluma bakıyordum. Daire şeklinde derin yaranın etrafından kan akıyordu.
Kan damlaları kolumdan süzülüp toprağa düşüyor ve elimi kirletiyordu.Açıklığa yaklaştığımda dizlerimin bağı çözüldü ve kendimi yerde buldum. Nefeslerim tekrar düzensizleşmişti ve yaram daha çok acıyordu.
"Bora?" diye kesik bir şekilde seslendim açıklığa. Birbirini kovalayan uzun saniyeler boyunca hiç ses gelmedi. Kaskatı kesilirken Bora'yı aramayı aklımdan geçirdim.
Telefonu, kanla kaplanmış pantolonumdan çıkardım ve numarasını tuşladım. One Direction-Story Of My Life çalmaya başlayınca sırıttım.
Numarasını değiştirmemişti. Onun telefonunda zil sesimi bu yapmak için saatlerimi harcamıştım. Sonunda dayanamamış ve kabul etmişti.
Sese doğru yavaşça ilerlemeye başladım. Yaklaştıkça müziğin ritmi kulağımda patlamalara sebep oluyordu.
Telefon güçsüzlüğümden dolayı elimden kayıp toprağa düştü. Kalbim sıkışmaya başlamıştı ve ben  çığlık çığlığa bağırmak istiyordum. Canım çok acıyordu... Sanki birisi kalbime derinden derinden iğne batırıyormuş gibi hissediyordum.
Melodi ortadan kaybolunca kendimi yere attım. Kalbim, gümbürdeyerek atıyordu.
"Bora." diye inledim tekrar karanlığa doğru. Ben en iyi arkadaşımın yanında olmak istiyordum. Onun güven verici sesine ihtiyacım vardı...
Karanlıktan boğuk bir hırlama duyunca donakaldım. B-bu ses Bora'nındı! Emindim! Onun sesinin her bir tonunu ezberlemiştim. Bu o olmalıydı...
 Bileklerimden destek alarak ayağa kalktım. Yerde yatan karaltıyı seçebiliyordum. "Bora!" diye bağırdım.
Kanayan kolumu umursamadan ona doğru koşmaya başladım. Adımı sayıkladığını daha iyi duyabiliyordum.
"Eylem... Git buradan..."
"G-gitmiyorum! Ben buradayım. Bora, gözlerini kapatma!" Yanına vardığımda elimle yüzünü avuçladım.
"Bora, benimle kal! Bora gözlerini kapatma. Benim için... Korkuyorum. Burası çok karanlık..."
Kahverengi gözleri kolumu bulunca kaşlarını çattı.
"Vurulmuşsun."
Sözlerinden sonra bakışlarımı yere diktim. Bu karnını görmemi sağlamıştı. Karnında kocaman bir yara vardı. Tüm gövdesini kaplıyordu hemen hemen.
"B-Bora, s-senin ki daha kötü. Gidelim buradan lütfen..."
Başını iki yana salladı. Yüzünde şefkatli bir ifade oluşmuştu.
"Yolda ölürüm muhtemelen. Hayır, Eylem. Ölmeyeceğimi söyleme. Hissediyorum. Ama sana birşey vermeliyim."
Şaşkınca yüzüne bakmaya devam ettim. "Bu konuda sana güveniyorum. Bir tek sana güveniyorum. Lütfen, pes etme."
"N-ne? ne d-diyorsun? Saçmalama Bora!"
Elini yaraya koyunca çığlık attım. Yaşlar gözlerimde, hıçkırıklar boğazımda birikmişti.
Gözlerimi kapattım. Bora'nın şekatle sözlerini dinleyişini dinledim.
"Yo Bora Akalay, Rojo Capítulo Unión 1. Comandante. Excusa mortalidad con mis poderes junto a acción contra las minas de Diamonds'm entrega. Alimente mi todo. Juro por Dios, mis poderes de él para conseguir un movimiento que no seré, y yo confío en él."
Kaşlarımı çatarak bakışlarımı ona diktim. Dediklerinin İspanyolca olduğu söyleyişinden belliydi. Ve benim İspanyolca'yla öyle böyle bir bağım vardı. Dediklerinden sadece Ölüm'ü seçebilmiştim.
Nefesim hızlanmaya başlayınca saçlarımın omzumun iki yanına dağıldığını fark ettim. İçimden gelen bir güç acımı hafifletmişti. Kanayan koluma baktığımda yavaş yavaş yok olduğunu fark ettim. İyileşiyordum. Ama nasıl?
Bora'ya dönünce öksürmeye başladı. Nefes alamıyordu. "Bora! Aman Allah'ım! İyi misin? Lütfen gitme! Sana ihtiyacım var daha!"
"Sana güveniyorum. Ama bana ihtiyacın yok."
Gözlerimi ağlamamak için kırpıştırırken elimi yumuşak saçlarında gezdirdim. Ve sonunda hıçkırdım.Bora tekrar kaşlarını çattığını görür gibi oldum. Ama bunu yapamayacak kadar güçsüzdü. Son bir öksürüğün ardından konuştu. Sesindeki cılızlık kalbimi burktu.
"Benimkisi kırmızı sen neden mavisin?"
Bora tekrar öksürüp başını geriye attı. Donakalmıştım.
"Bora!"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder