Üç gün. Koskoca üç gün boyunca buraya alışmaya çalıştım. Kaçmayı denedim. Arkadaşlık kurmayı. Ama buradaki herkes kendini beğenmiş domuz gibi!
Elimdeki kılıcı kayalardan birine bıraktım. Artık onu istemiyordum.
Dalgaların kayalardan oluşan kumsalı dövdüğü kısmın birkaç adım gerisine kuruldum. Üç gün içerisinde bir sürü yer görmüştüm. Ama en çok burayı sevmiştim.
Diğer yerlerde hep kavga, kan ve savaş vardı. Ben yeni gelen biri olarak biraz huzur istiyordum. Çok şey değil.
Burası ise tam istediğim gibiydi. Dalgaların sesi kayalara çarptıkça gürleşiyordu. Bu ses insana huzur veriyordu. Mavi rengi deniz dağılmış bir boya gibiydi, sonsuzluğa uzanıyordu.
Martılar öterek denize giriyor, yemek arıyorlardı. Bu şarkıları bile huzur veriyordu.
Bedensel olarak bir kurt-kadın olabilirdim, ama ruhsal olarak kesinlikle bir insanım.
Kayalara vurarak düşen bir taş dikkatimi çekti. Hızla yerimden doğruldum. Temkinle etrafıma göz gezdirirken Ahu'nun sesini duydum.
"Ben burada doğdum, burada büyüdüm. Bu deniz hep bana huzur vermişti. Kanın değmediği tek yer burasıydı. Burası kutsal bir yer. Yüzyıllarca burada savaş oldu. Ama bir damla kan bile denize giremedi. Çünkü bu denizin kendi sihri var."
Başımla onu onayladım. Şimdiye kadar bunu bilmesemde, hissetmiştim.
Rüzgar saçlarını savurdu.
"Kurtadamları ilk görüşün için özür dilerim. Bu kadar korkacağını bilememiştim. Yani bilirsin biz buraya alışkınız..."
Gülümseyerek ona sarıldım. Bir kurt-adam için hoş kokuyordu. Lavanta gibi.
Üç gün boyunca Ahu ve eğitmenimden uzak durmaya çalışmıştım. Beni en çok zorlayan buydu. Tek başımaydım. Cehennem'in ortasında.
"Seni göremeyince buradan kaçtığını sandım. Çok endişelendim. Atilla üç akşam boyunca yanıma geldi ve senin KM'de olduğun konusunda beni temin etmek zorunda kaldı. Çok üzgünüm." dedi başını öne eğerek.
Tanrı'm, onu çok kötü korkutmuşum.
"Asıl ben özür dilerim. Senden kaçmamalıydım."
"Hayır asıl suç bende. Böyle bir tepki vereceğini kabataslak tahmin etmeliydim. Yavaş yavaş alıştırmalıydım."
Gülümseyerek ona daha sıkı sokularak mırıldandım. "Burayı sevmedim. Evim gibi değil. Çameli gibi değil. Oradaki insanlar çok sıcak. Buradakiler soğuk. Ahu, burası çok zor. Ayrıca kurt-adam derslerini başaramıyorum."
Gözlerimden ip gibi bir damla süzüldü. Hiçbir zaman kaybetmemiştim. Şimdiye kadar.
Ahu, ritmik olarak hafifçe sırtıma vurdu. "Atilla'dan yardım isteyebiliriz?"
"O kim?"
"Erkek KGM kaptanı. Aynı zamanda KOM öğretmeni. Sana yardımı dokunabilir."
"Peki." diye mırıldandım.
Ahu beni elimden tutarak yakın bir binaya sürükledi. Bina yakut ve elmaslardan yapılmıştı. Çok görkemliydi.
"Kurt-adamların Dünya tarihinin başından beri madenlere düşkünlüğü vardı." diye yanıtladı Ahu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder