6 Haziran 2014 Cuma

Vahşi Yaşam-1.Bölüm "Acemi"

Dolunayın ışıkları yüzünü aydınlatırken mavi gözlerini üstüme dikmişti. Bu soğuk, kırbaç gibi tenine işleyen havadan ürktüm. Titredim.
Rüzgar, birde onun saçlarını okşadı. Sarı buklelerini hafifçe havalandırdı.
Ellerini zarifçe, havayı incitmekten korkarcasına iki yana açtı. Gözlerini önce yumdu sonra gökyüzüne dikti. Meraklı bir edayla bakışlarını takip ettim. Bulutların ardına saklanmış dolunayın olduğu karede sona eriyordu.
Kara bulutlar, büyük bir itinayla ilerliyordu. Dolunayın ışınları bulutlar ilerledikçe belirginleşiyordu.
"Bana inanmamıştın, değil mi?" diye mırıldandı.
Sesinin alışık olmadığım bu tınısı vücudumu titretti. Rüzgarda itinayla daha soğuk, daha sert esti. Bir tutam saç sağ gözümün görüş alanını kapattı.
Ama sol gözüm hala rahatça görebiliyordu. Ahu'yu görünce donakaldım. Kollarında, ve şortunda açık kalan kısımlarında orman gibi tüyler çıkmıştı. Mavi gözleri derinlenmişti. Yüzünü de hafif hafif tüyler çıkmaya başlamıştı. Başını geriye yatırdı. Sonra tüm karanlığı delip geçen ve sessizliği bozan bir ulama duyuldu. Titreyen bacaklarımı birbirine yapıştırdım ve etrafa bakındım. Karanlığa gömülmüş, karaltı şeklinde görülen ağaçlar dışında hiçbir şey yoktu. Ulama devam edince kulaklarıma ses kaynaklarına yakınlaştırdım. Göz ucuyla baktığımda Ahu'yu göremedim. Yerinde bir Timber kurdu duruyordu.
Genizden gelen bir hırlamayla bana doğru bir adım attı. Dizlerim birbirine çarpınca ayağım takıldı ve yere düştüm. Düşüşümü yavaşlatamadan yere doğru yıkıldım. Başım sertlikle çarpınca gözüm buğulandı. Ulamaları hala işitiyordum. Ve bu beni daha çok korkutuyordu.
Zorlukla açık tutabildiğim gözlerimle ağaç karaltılarına baktım. Benden daha kuvvetli bir güç gözlerimi kapattı. Kapattı ve bende beynimdeki nabız atışlarını duydum.
***
Kan, beynimdeki damarlara baskı yapıp, gidiyordu. Yaptığı her baskıyı, bana yapılmış bir atak gibi alıyordum, korkuyordum.
Kulağımı hırıltıl ve ulama sesi doldurmuştu. Ama ben gözlerimi açamayacak kadar korkaktım. Karanlık fobim olduğu halde gözlerimi açmamıştım. Gözlerimin ardındaki karanlığa mahkum kalmıştım...
Giderek yakınlaşan bir ulama, sertçe yutkunmama sebep oldu. Gözlerimi hala açamıyordum. 
Bir ulamanın şiddeti giderek çoğaldı. Kalbim gümbürdeyerek atarken yanağımda bir ıslaklık hissettim. O anda kalbim daha hızlı atmaya başladı. 
 Kalbim, göğüs kafesime ritimsizlikle vurmaya devam etti. Soğuk hala nefes almamı engelleyecek türdendi.
Bir anda, bir ses hırlamaları yarıp geçti.
"Ahu, Okan! Buraya gelin!"

Sesleri dinlemeye çalışırken kalbimin sesini unutmuşmuştum. Cidden. Kulağımda uğulduyordu sesi...
Beni düşüncelerden uyandıran yarısı hırlama olan Ahu'nun sesiydi...
"Bizi görünce bile bayıldıysa, seni ve Arif'i görünce ne yapacak merak ediyorum."
Bir anda tüm hırlamalar kesildi. Sadece çıtırdayıp kırılan dal sesleri duyuldu.
 Gözlerimin kapalı olmasına karşın üstüme bir gölge düştüğünü fark edebiliyordum.
Ahu'nun sesini yeniden duydum.
"Ne yapacağız şimdi?"
"Ayılmasını bekleyeceğiz."
Alnımda hissettiğim sıcaklıkla, elinin alnımda olduğunu anladım.
Kollarımı dirseklerimden kırarak yerden destek aldım. Aynı şekilde bacaklarımı da kullanarak adama tekme attım. (Kanguruların favori hareketidir.) 
Adam yüzünü tutarak geriye sendeledi. Başını hışımla bana çevirdiğinde bakışlarım gözlerine kaydı. İri sarıydılar. Sarı göz olmazdı ve o yoksa irisi de olmazdı.
Dizlerim boşalınca çapraz şekilde yere düşmeye başladım. Kollarımdan iki güç beni havada yakaladı.
Boğuk gören gözlerimle sağıma baktım. 
Bu sarı bukleleri ve derin mavi gözleri nerede görsem tanırdım.. Ahu.
"Onu getirirsiniz." diyen adamın tıslamasını duydum. Ciddi anlamda tıslıyordu.
Ahu, elimden tutarak beni bir ağacın gölgesine getirdi. Bir oğlan çocuğu da bizi takip ediyordu.
Gölgeye ilk adımımı atınca Ahu iki elimide tuttu.
"Gölge yolculuğu yapmaya hazır mısın?"
Gözlerine bakınca cidden bir yanıt istediğini anladım.
"Ne,ne yolculuğu?"
"Gölge."
"Anlamadım."
"Şimdi anlarsın."
Ahu ellerimi daha sıkı tuttu ve gözlerini yumdu.
"Gözlerini kapa." diye fısıldadı.
Ben tam ne olduğunu soracakken  Dünya'm dönmeye başladı. Ağaçlar yerine tüm görüş alanımı kapatan siyah karaltılar gördüm. Çığlık atmak için ağzımı açtığımda sesim insanı sağır edecek türden uğultuda yok oldu. Saçlarım görüş alanımı kapatırken ayağımı sinirle yere vuruyordum.
Giderek hızlanınca dayanamadım ve gözlerimi yumdum.
***
"Ölmüş olabilir mi?"
"Sanmam nefes alıyor."
"Emin misin?"
Gözlerimi hafifçe araladığımda Ahu'nun elini kalbime koymuş olduğunu gördüm.
Sonra endişeyle bana baktığında mavi gözlerinin yorgunluktan kızarmış olduğunu fark ettim. Kirpiklerimi kırpıştırarak gözlerimi araladım.
Ahu ve yanındaki oğlan derin bir nefes alarak doğruldu. Ahu kalbimdeki elini çekerek alnıma dayadı.
"Nasıl hissediyorsun?" diye sordu.
Gözlerimi bir kez daha kırpıştırdım. 
"Başım Dünya tersine dönüyormuş gibi dönüyor. Çatlayacak gibi. Kendimi havada süzülen ama yere düşmek üzere olan bir kuş gibi hissediyorum. Unutmadan... Midem..." 
Ağzımı hafifçe araladım ve midemdekileri çıkarmaya çalıştım. Ben bunu denedikçe midem daha çok olduğunu yere siniyordu.
"Bu doğal. Sana gözlerini kapat dediğimde kapatmalıydın."
Kaşlarımı çatarak ona baktım. "Neden kapatmam gerektiğini açıklamadın."
"Sen ve sorgulayacılığın..." diyerek gözlerini devirdi. Bense ellerimi karnıma yerleştirdim.
"Midem..." diye tekrarlayıp yüzümü buruşturdum.
"Kalk bakalım prenses. Daha çok işin var." diyerek oğlan kolumdan sürükleyip yataktan doğrulttu. Kaşlarımı çatarak sordum.
"Hey, sende kimsin?"
Oğlan bir süre Ahu'ya baktı. Ahu ona başını sallayınca bana döndü.
"Eğitmenin."
"Eğitmen?"
"Evet, ilk olarak sana eğitmenin ne demek olduğunu anlatmakla başlayacağım."
Gözlerimi devirirken, "Eğitmenin ne demek olduğunu biliyorum." diye mırıldandım.
 "Bana pek öyle görünmedi." 
"Okan ilk gününde ben alıştırayım onu. Sen diğer öğrencilere bak."
"Sen bilirsin." diye mırıldanıp gitti Okan.
Ahu bana dönüp içtenlikle gülümsedi.
"KM'ye hoşgeldin."
"Nereye hoşgeldim?"
"KM."
"Orası neresi?"
"Kurtadam merkezi."
Başımı ona çevirdiğimde yüzünde şaka yaptığını belirten en ufak bir iz bulamadım. Ahu şaka yaptığında gamzeleri mutlaka belli olurdu. Ama bu sefer yüzünde içtenlikle gülen bir gülümseme vardı sadece...
Doğrulduğum yataktan kalktım. Ayaklarımı yere bastığımda Dünya'm aşağıdan-yukarıya doğru dönmeye başladı. Sendeleyerek yatağa tutundum. Boynumu geri atıp ofladım.
"Alışırsın."
"Sanmıyorum."
Ahu koluma girerek beni dışarıya sürükledi. 
"Cidden KM'ye hemen inandın mı?"
"Evet."
"Neden?"
"Dün kurda dönüşürken gördüm seni." diyerek kaşlarımı çattım.
"Haa." diyerek boştaki eliyle saçını kaşıdı  Ahu.
Kollarından çıkıp sendeleyerek birkaç adım uzaklaştım. Sonra ona döndüm.
"Pirelerini kendine sakla!" dediğimde gözlerini devirdi.
"Seni Okan'a veriririm." diyerek işaret parmağını bana tuttu.
 Elimi umursamazca salladım.
"Boşver."
Ahu, gözlerini kısıp bana baktı. Sonra yanındaki ahşap eski kulübeye girdi. O içeriye geçerken ahşaplar ayağının altında gıcırdadı. Çıkan gıcık sese karşılık olarak ellerimle kulaklarımı kapadımve "Koş!" diye bağırdım.
Ahu, benim isteğim üzerine daha da yavaşladı.
Gıcık.
Sonunda kapının girişine gelince çömeldi ve eline bir nesne aldı. Nesneye doğru üfledi, eliyle üstündeki tozları sildi.
Nesnenin ne olduğunu görmek için parmakuçlarıma yükseldim. Ama hala göremiyordum.
Ahu merakıma karışılık elindeki nesneyle ayağa kalktı. Bu bir...Zırh?
Ahu aramızdaki mesafeye inat zırhı bana fırlattı. Ve zırh tam avucuma düştü.
Şaşkın bakışlarımı zırhtan kaldırıp ona çevirdim. O mesafeyi tek bir nesneyle bu kadar kısa sürede aşmak her zaman yaptığı bir şeymiş gibi gösteriyordu. Belki de yapıyordu.
O anda eğitmenimin sesini arkamda duydum.
"KM'ye hoşgeldin acemi."



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder